1 dakika okundu

Beton yığınlarının, trafiğin, insanı duman eden gürültü ve karmaşasından çıkıp, dağlara sarmaya başladığında, gözleri parlamaya başlar; arabayı telaşla, çukurlara aldırmadan, bir an önce su kenarına varabilmek için hızla sürer. Nefes alıp vermesi değişir. Misinanın ucunda can havliyle kıvranarak, çırpınarak gelen balık görüntüsüyle büyülenir. Şamandıranın suyun üzerinde yarattığı titreşimler, sonra birden suya gömülmesi ve kasılan parmakların ani bir geri hareketiyle iğneye takılan balığın, karaya çıkıncaya kadar, yaşamla ölüm arasında yaptığı muhteşem yolculuk; balığın çırpınışları, kuyruk darbeleriyle sıçrayan suyun sesi... Bütün bunları aklından geçirirken; istek inancını, inancı kaslarını uyarır. Kaslarındaki gerilim balıkları sıraya sokar. Dağıtılan yiyeceği kapmaya hazır bekleşen aç bir sürüye dönüşürler. Artık kendilerini teslim etmeye hazırdırlar. Balıkçının kafasındaki görüntünün cazibesi balıkları da büyülemiştir.

Balığı kandırmak, dünyasından çekip çıkarmak için istediğini veriyormuş gibi davranır ve bir tuzak hazırlar. Yem, iğne, misina ve oltadan oluşan düzeneğin su tarafında sazan, kara tarafında balıkçı vardır; üçüncü bir gözlemciye göre temel istekler arasında fazla bir fark yoktur. Eylemin anlam kazanabilmesi, yani tutulma eyleminin gerçekleşebilmesi için, iki isteğin aynı düzlemde buluşması gerekir. Sazan ve balıkçı iki ayrı dünyada yaşarlar ve bu düzenek yardımıyla yolları kesişir. Balıkçı ile sazanın istekleri görünüşte aynıdır; temel güdülerden biri olan açlık duygusunu ortadan kaldırmak... Ancak balıkçı için daha fazlası vardır; farkında olduğunun da farkındadır. Önceden bir düzenek hazırlamıştır. Balığı ait olduğu dünyadan koparmak için düşünüp taşınmış, plan yapmış, su kenarında duracağı yeri hesaplamış ve geleceğe dönük hedefine ulaşabilmek için olanaklarını kullanarak eyleme geçmiştir. Balıkçı ile sazan arasındaki en önemli fark işte budur; geleceği tasarlama yeteneği... Sazan açlığını gidermek için atladığında, hayatını değiştirecek basit bir ayrıntıyı gözden kaçırır; yemle birlikte zokayı da yutar. Yemin içinde gizlenen gerçek niyetin farkında olmadığı için, ayrıntının içinde gerçekleşen bütün’ ün bilgisine de sahip değildir.

Misina çekildiğinde sazan dünyasını terk eder. İçgüdüleri onu cennetten kovmuştur. Artık kendi cehennemini içinde taşımak zorundadır. Suda ya da karada olması bunu değiştirmez. Aklı başına geldiği anda, boyut değiştirmiştir ve suya geri bırakılsa bile artık eski sazan değildir. 

Balık sudan çıktığında
Yanıp kavrulduğunda solungaçlar
Pullar yırtıldığında ve yarıldığı zaman kenarı dudaklarının
Balık artık balık değildir
Hele bir de insaflı günüyse balıkçının
Suya bırakılmışsa yeniden
Balık iki kere balık değildir


Sazan tekrar suya dönmeyi başarırsa, artık ötekilerden daha üstündür, çünkü; ölümün tadı vardır dudaklarında.
Tasarım yapan balıkçı, su kenarında elinde oltası beklerken, tek noktaya, gerilmiş misinadaki bir titreşime ya da şamandırasındaki bir harekete odaklanır. Bedeni, aklı ve duyguları bütün’ ün içindeki bir ayrıntıda takılmış durumda olduğu için uyku halindedir. Kısacık bir zaman diliminde de olsa kendini unutmuş olmanın rahatlığını yaşar. Oltasını toplayıp, evinin yolunu tuttuğunda, orgazm sonrası farkındalığıyla bütün’ ün bilgisine sahip olur, ve;

Babasının ellerine dönüşür elleri
Yaralı ruhunu onarmak için yaşayan
Biri kalır geride
Dile dökülmesi mümkün değildir
Dış görünüşünden başka her düzeyde
Balıkçı artık balık gibidir

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.