2 dakika okundu

Montesquieu ve çağdaşlarının, halkın direkt olarak devlet yönetimine etki edememesi (mesafeler, nüfus vs. dolayısıyla) sebebiyle ortaya attıkları bir fikirdir.

Uygulanmaya başladığında, aslında dönemin tüccarları, çiftçileri başkente gitmeye vakitleri olmadığı ve yollar tehlikeli olduğu için, at üzerine ortalıktaki boş adamlardan birini bindirip "hadi git şunları bunları söyle" diyerek şehre yollamaları, daha sonra da adamın gelip "şöyle dediler böyle dediler" demesi ve yeni isteklerle tekrar başkente yollanması gibi bir sistemdi temsili demokrasi. Despotizm ve tiranlık rejimleri hak ve özgürlüklerin acımasızca ihlal edildiği zorbalık rejimleridir. Demokrasi ise meşruiyetini eksik bir milli irade retoriğine da-yandırarak seçimle gelen bir despotizme pekala dönüşebilir. Demokrasi teorisinin en büyük yanlışı iktidarın meşruiyetini millet iradesine bağlaması ve buradan hareketle güç ve yetkilerin istismarı ve suiistimalidir.
Despotizm, kırbaçla yönetir. Demokrasi ise yuları millete; dizginleri ise milletin vekillerinin (ve onun arka bahçesindeki plütokrasinin) eline bırakır. 

Platon, yönetimi devlet işlerinden anlamayan topluma teslim etmek yerine yönetim konusunda uzman, neyin en iyi olduğunu bilen koruyucuların, filozofların yönetmesi gerektiğini düşünür. Nasıl ki sağlığımızla ilgili çok önemli kararları vermesi için uzmanlara, doktorlara güveniyorsak yönetimi de uzmanlara bırakmalıyız. Ancak kararları uzmanlara bırakmak son kararları da onların kontrolüne vermek demek değildir. Doktorunuzun tavsiyelerine uymayı tercih edebilirsiniz ama önerdiği tedaviyi kabul edip etmeme kararı size bağlıdır. 

Aristoteles’e göre Devlet (Politeia), toplumun iyiliği için yurttaşların hepsinin uyguladığı yönetimdir. Demokrasi ise Devlet’in bozulmuş halidir. Ayrıca demokrasi sıradan insanların çıkarları için güç sahibi olmalarına da neden olabilir. 

Diğer bir eleştiri de faşizmden gelmektedir. Çünkü faşizm devleti, bireylerin iradelerini aşan kendi başına bir değer olarak kabul eder. Temelini devleti Tanrılaştıran Hegel’de bulur. Hegel’e göre devlet, bireysel iradelerin toplamı değil bireyden üstün bir gerçekliktir. Tanrı’nın yeryüzündeki görüntüsüdür. Bu düşüncede birey önemsizleşmektedir. 

Son olarak teokrasi taraftarlarından gelen eleştiriye bakalım. Bu görüşe göre insanın çıkarlarını en iyi onu yaratan Tanrı bilir; o yüzden Tanrı’nın koyduğu kurallar en doğru kurallardır. Bu kurallara göre Tanrı’nın temsilcisi bir egemen devleti yönetmelidir. Ayrıca insanın tercihleri zaman içinde değişir, birbirine zıt kararlar ortaya çıkar. Bunun sonucunda siyasi alanda değişmez değerler ortaya çıkmaz. Buna paralel İslamcıların bakış açıları da bu görüşe paraleldir. Onlar da yurttaş bilinci olan “birey” yerine kulluk ve ümmet bilincini esas alırlar. İnsanların belirlediği kanunlara göre değil de Allah’ın emirlerine göre bir yaşam biçimini savunan şeriatın hükümdarlığında bir yaşam biçimi istedikleri açıktır. Keza bugünün usulsüzlük ve dolandırıcılık atmosferini daha iyi anlamak için İslamiyet’in ticaret ilişkilerinin yaygın olduğu bir zamanda doğduğunu hatırlamakta fayda var. Tüm fraksiyonların gücü ele geçirene ve esas planlarını yavaş yavaş ortaya koyana kadar sarıldıkları stratejik enstrüman demokrasi olagelmektedir. 

Topluma bir bakalım. Araştırmalara göre hafif geri zekalılık (IQ: 55–70) oranının her toplumda %10–20 arasında olduğu ortaya konmuştur. Donuk zekalılar (IQ: 70–90) oranın %25–40 arasında olduğu ve hafif geri zekalılık ile bu grubun toplamının toplumların çoğunluğunu oluşturduğu ileri sürülmektedir. Soyut düşünebilme ve diyalektik çözüm üretebilme potansiyeli bulunanların toplumun en çok (iyimser yaklaşımlar) %25–35 oluşturduğu görülmüştür. Bir de Wolpert isimli bir şahsa göre, önemli oranda insan alışkanlıklarına göre düşünür, çok az sayıda insan irdeleyici, sorgulayıcı ve bilimsel düşünebilir. (%15)  

Rakamlar ilginç değil mi? Bizim toplumumuzda (83 milyona göre) yaklaşık 12,45 milyon insan irdeleyici, sorgulayıcı ve bilimsel düşünebiliyor. Ülkemizdeki seçmen sayısın yaklaşık 60 milyon olduğunu göz önüne alırsak, bu seçmen kütlesi içinde bu rakam sadece 9 milyona tekabül etmektedir. Yani 9 milyonluk irdeleyen, sorgulayan, bilimsel düşünen insanın iktidarını 51 milyonluk bir sürü seçmiş olmakta, değil mi? Peki kaç kişi kendisini bu 51 milyonluk kitle arasında görüyor ki? Seçime gelince 51 milyona göre hareket et sonra da ben “irdeleyici, sorgulayıcı ve bilimsel düşünen” biriyim de? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur! Hala neyin tantanası yapılmakta ki? Hesap bal gibi ortada! 9 milyon ile 51 milyonu sandıkta yenmeye çalışıyorsun, beyhude! 

Eğitim sistemimiz yıllar içerisinde bu 51 milyona tekabül eden oranın azaltılmasına ön ayak olamamıştır. Üstüne bir de siyasal İslamcıların dejenere ettiği sosyolojik ve kültürel alanımızda büyük tahribatlar oluşmuştur. Ayrıca eğitim düzeyinin yükseltilmesi sorunu bir dereceye kadar çözer, asıl sorun insanın sınırlarıdır. Söz konusu gerçeği kabullenerek hareket etmeyle, onu bilmeden ya da inkar ederek hareket etmek arasında dağlar kadar fark bulunur. Bu veriler tüm toplumlar için geçerliyse Batı’ya öykünme nedendir, diye sorulabilir. Gelişmiş Batı ülkelerinde sosyal sistemin iyi oturduğu, eğitim düzeyinin yüksek bulunduğu, mali olanakların geniş olduğu, her şey bir kurala bağlandığı, iş yaşamı genelde iyi işlediği için donuk zekalı çoğunluk bayağı zeki gibi görünmektedir. Ancak böyle insanlarla biraz konuşulduğunda, bu insanlar biraz karmaşık bir problemle karşılaştıklarında veya genel olarak estetik tercihlerine (dinledikleri müziğe, okudukları kitaplara, seyrettikleri filmlere, dizelere vs.) veya politik tercihlerine, felsefi duruşlarına, dünyadaki diğer toplumları nasıl gördüklerine bakıldığında asıl gerçek ortaya çıkmaktadır. Görebilene! 

Bugün bilişim altyapısı ve teknolojisinde gelinen seviye sayesinde klasik seçim mekanizması yani temsili demokrasi gereksizleşmiştir. E-devlet gibi bir portal üzerinden herhangi bir vatandaşın bir kanun önerisi yazabildiği, belirli bir sayıda onay alan bir önerinin halkın topyekün onayına sunulup çok kısa sürede oylama sürecine geçilebilir. Böyle bir sistemin güvenliği ise sadece bir bilişim güvenliği sorunudur ve her seçimde sahte oylar, boş oy pusulaları skandalları ile sarsılan temsili demokrasi modelinden daha az güvensiz olamaz.

Özetle, bilişim tabanlı bir doğrudan demokrasi modeli ya da demarşi gibi başka alternatifler tartışmaya açılmalıdır...

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.